2008 ekonomik krizi ve krizin Türkiye’ye etkisini görebilmemiz için; Kriz nedir? 2008 ekonomik krizi nasıl ortaya çıkmıştır? Sorularını kısaca cevapladıktan sonra, krizin Türkiye’yi nasıl etkilediğini açıklamalıyız.
Kriz Nedir?
Ekonomik kriz mal ve hizmet üretiminde dönemsel olarak tekrarlanan ani düşüşler veya duruşlar, kitlesel işsizliğe, ücretlerin düşmesine, insanların yaşam düzeylerinde ani düşüşlere neden olan talep azalması olarak tanımlanabilir.
2008 Ekonomik Krizi Nedir? Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
2008 ekonomik krizi ABD’de ortaya çıkmıştır. Krizin sebebi mortgage(ev kredisi) dır. “ ABD mortgage piyasası, 10 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük piyasası konumunda bulunuyor.
ABD’de, para hacminin yüksek olması nedeniyle, bazı finansal kuruluşlar 5 yıl önce, kredibilitesi zayıf olan kişilere de mortgage kredisi vererek, geri dönüşü riskli bir mali yapıya girdiler. Sadece dar gelirlilerin kullandığı ve yüksek kredilerin boyutu 1,5 trilyon doları buluyor. “ (arşiv- ntvmsnbc). Krizin asıl sebebi budur. Verilen kredilerin geri alınamamasıdır. Piyasalar da ki yarattığı durgunluğun kredileri veren bankaların iflas etmesidir.
Kriz ve 2008 ekonomik krizlerini tanımladıktan sonra, Türkiye’ye bakabiliriz.
Dünyada var olan küresel ekonomi, hangi ülkede sorun olursa olsun tüm dünyayı etkilemektedir. Türkiye’nin ekonomik krizden etkilenip etkilenmemesinden daha önce Soğuk Savaş döneminden sonraki Türkiye’yi neoliberal ekonomik yapısını göz önünde bulundurarak; sosyal, siyasal, ekonomik anlamda incelemeliyiz. ”Neoliberalizm, ‘düşük yoğunluklu demokrasi’ diye nitelendirebileceğimiz, tehlikeli bir gidişi beslemektedir. Tehlikeli bir gidiştir bu, çünkü ister beyaz, ister yeşil, mavi ya da kırmızıya oy vermiş olun, kaderiniz seçtiğiniz hükümete bağlı olmayacak; piyasanın dalaverelerine, oligopollerinin gizli stratejilerine –halktan kopma- anlamında ‘bağımsız’ ama para piyasalarına ‘bağımlı’ – merkez bankasının kararlarına bağlı olacaktır… “(B. Avar).
Seçim hakkının yoksunluğunu belirttikten sonra Türkiye’nin seçme durumuna da değinelim. “ 1946’dan beri seçmen ülkesinin geleceğine ilişkin ‘alternatif’ gelişme olanağı sunabilen, toplumsal/sınıfsal partilere oy veremiyor. Çünkü o partiler ya yok ya sulandırılmış’ ya ‘evcilleştirilmiş’; o partilerin yerine ‘geleceği’ aralarında asla tartışmayan, asla yeni bir kalkınma tasarımı, ya da dış projeksiyonu sunmayan; sadece yaparsa ‘malı kendisinin götürebileceğini’ hesaplayan, çıkar gruplarına veriyor. Üstelik bunu demokrasi sanıyor.” (A. İlhan).
Türkiye’nin seçme sürecini de belirttikten sonra var olan siyasi durumu, sermayenin ortaya çıkardığı örgütlenmelere bakalım. “İslami- muhafazakâr sermaye fraksiyonlarının siyesi temsilcisi AKP-Fethullah Gülen koalisyon, bu kesimin dayandığı sermaye fraksiyonu, resmi olarak TOBB bünyesindeki çoğu odada; “sivil” olarak da MÜSİAD ve TUSKON’ da örgütlü, bir kısmı KOBİ, bir kısmı da irikıyım sermayedarlardır. Bunlara “Anadolu kaplanı” denmesi eksiktir. İstanbul’daki sanayi, ticaret ve hizmet varlıkları ağırlık taşır. Yine TOBB çatısı adlındaki laik sermayedarlar, “sivil” örgütlenmede de TÜSİAD ve eteğinde topladığı orta büyüklükteki laik TÜRKONFED üyesi sermayedarlar vardır. Laik Türkiye burjuvazisinin başat olduğu blok içinde, diğer müttefikler, laik –sivil- asker üst bürokrasidir.
2002-2007 döneminin likidite bolluğu yaşayan dünya konjonktürü, AKP’li muhafazakârların neo liberal yönelimlerini cesaretlendirdi. Küresel ana firmalarla doğrudan ilişki kuran ihracatçı (tedarikçi) KOBİ’ler, AKP iktidarının da destekleriyle hızla palazlandı. Aynı dönemin sağladığı hormonal büyümenin saadeti, TÜSİAD çatısı altında örgütlü laik burjuva kesiminde de, AKP ile yaşanabileceği fikrini güçlendirdi. AKP, IMF ile sürdürdüğü program da parmak ısırtan, emek karşıtı, sıkı özelleştirmeci, anti kamucu bir neo liberal performansla TÜSİAD’çıları da şaşırtmıştı. AKP iktidarı, birçok TÜSİAD üyesini de havuç-sopa yöntemleriyle biate zorladı ve önemli ölçüler de başardı. Sermaye birikimi sürecinde, “cemaat kapitalizmi” yapılanmasını tahkim eden ve kriz koşularında koruyan yaklaşımlar ise iyice belirginlik kazandı.
Bütçe açığı büyük, borç stoku yükseldi ve yükselmeye devam ediyor. Büyüme için gerekli iç ve dış talepte fazla bir umut yok. (…)
AKP’nin paylaştıracağı kamu kaynakları, ‘cemaat’ içi bölüşüm kavgaları artıyor. Yine de ya beklentilere cevap verecek ya da altında kalacak. Başarmak için de tüm karşıtlarına, sermayedar olsun, emek olsun, ağır bedeller ödetmek isteyecek.” ( Cumhuriyet; M. Sönmez, 19 – 20 Mart, 2010)
2000’li yıllarda Türkiye’nin ekonomik ve siyasi durumunu belirttikten sonra, 2008 ekonomik krizini nasıl yaşadığını, nasıl etkilendiğini nicel verilerle ortaya koyacağım. Nicel verileri ortaya koymadan önce ise Türkiye’deki ‘Kendi varlığından bilinçsiz’ işçi sınıfının varlığını kesinlikle belirtmeliyiz.
Aşağı da Avrupa da ki işçi sınıfı ve emekçiler için belirlenmiş, ‘asgari ücret’ miktarları ve yaşamın için gerekli gıdaların fiyatları bulunmaktadır. Fiyatlar, marketlerin etiket fiyatlarından alınmıştır.
1kg paket un=0,20€ 1kg tosya pirinç=0,80€ 1kg kuru fasulye=1,1€
1kg kesme şeker=0,95€ 1kg toz şeker=0,69€ 1kg makarna=49€
1kg nohut=1,00€ 1kg ceylon çay=3,99€ 1kg beyaz peynir=5 €
1kg kaşar peyniri=5,99€ 1 litre paket süt=0,59 1litre benzin=1,25€
70 lik yeni raki=9,59 1 şişe bira 0,5 litre=0,30€ 5 litre fransiz kolon şarap=3,50€
1kg sigir eti=4,50€ 1kg dana eti=6,00€ 1kg kiyma=2,99€
1kg kuzu eti=6,99£ 1kg tavuk budu=1,3€ 1kg sucuk normal=3,99£
1kg sucuk kalite=6,00£.
Bu fiyatlar Almanya Mağaza etiket fiyatlarıdır. Hollanda ve İspanya, Almanya’dan %30 a kadar daha ucuz, Fransa ve İngiltere yine %30 a kadar daha pahalıdır. Kampanyalar da ve toptan alımlarda fiyatlar daha aşağı çekilebiliyor.
Türkiye’de asgari ücret, 518 TL= 265 £
Avrupa da asgari ücret ortalaması: 1200 £
Türkiye’nin kriz dönemi ekonomik tablosunu ortaya koyduktan sonra sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Türkiye’de sınıfsal olarak; İşçi sınıfı, varlığının bilincinden yoksundur. Liberalizminden ve kriz dönemlerinden kazançlı çıkan varsa onlar da milyarderler, sermaye gruplarıdır. Neo liberal ekonomik politikalar Türk halkı için ekonomik anlamda uçurumları artırmaktadır. Sosyal devlet itibarını kaybetmiştir. Sosyal devletten bahsetmek güç olmuştur. Türkiye, krizi acı olarak yaşamıştır.
2008 ekonomik krizi, küresel kapitalizmi geri dönülmeyecek zorluklara soktu. Fakat ekonomiye ‘devlet merkezli müdahale’ olması; krizin aşılmasını sağladı. Krizin aşılmasıyla sistem devam etmektedir.
Türkiye’de ve dünyada devam edecek olan; Neo Liberal sistem, yeni yeni krizleri yaşayacaktır. Sitemin devamlılığı yeni sermayeler oluşturacak; milyarder üretecektir. Liberal sistem, adaletsizliği keskinleştirecek, eşitsizliği derinleştirecek, halkları yoksullaştıracaktır.
Görsel Kaynağı : Flickr
İbrahim KURŞAT
Dumlupınar Üniversitesi
Lisans Öğrencisi